Usta Birliği

İstanbul’dan 16 Mayıs günü Mardin’e gitmek üzere ayrıldım ve hayatımda bir daha göremeyeceğim o ilginç ortama ilk adımı attım.

Mardin’e indikten sonra İzmir’den (acemi birliği) çok daha sıcak bir hava ile karşılaştım. Sıcak olacağını biliyorduk ama uçaktan inince fırın kapağını açmış hissi uyandıracağını hiç düşünmemiştim. Bizi inzibatların alacağını tahmin ediyorduk fakat elimizi kolumuzu sallaya sallaya 3-4 arkadaş taksiye bindik ve tugaya doğru hareket ettik.

İçeri girdik ve belli bir beklemeden sonra bizi bir kaç asker alıp bölüklerimize götürdüler. Ben sıhhiye bölüğünün tek kısa dönem askeriydim. Bu detayı neden verdiğimi daha sonra anlayacaksınız.

Tabi gelir gelmez atmosfer insanın psikolojisini bir anda değiştiriyor.. farklı bir koğuş, farklı bir yer, başka kafalarda insanlar.. mal gibi bakınıyorsun etrafına. “Ben nereye geldim aga?” nidalarıyla..

Acemilikteki gibi değil, orda herkes kısa dönemdi burda nerdeyse herkes uzun dönem. Koskoca tugaya benim gittiğim dönemde sadece 11 tane kısa dönem asker geldi.

Süreç başlıyor..

Komutanla tanıştık, bölükteki askerlerle tanıştık, benden önce bölükte 3 adet kısa dönem varmış, onlarla da tanıştık. 1 hafta sonra gittiklerinde her şey çok daha farklı görünmeye başladı.

Bir anda muhabbet edebileceğim insan sayısı azaldı. Bugüne kadar hayatımda insan ayrımı yapmış biri değilim ama askeriye öyle bir ortam ki adamı zorla bu düşüncelere itiyor. “Türkiye’de ne kadar MAL varmış arkadaş” demekten kendini alamıyorsun. Hayatımda göremeyeceğim bir Türkiye mozaiği ile karşı karşıya kaldım. Şunu net söyleyebilirim ki eğer Türkiye’nin çoğunluğu bu ve bunlar gibi insanlardan oluşuyorsa bizi AB’ye falan almasınlar.. yani ben olsam bizi AB’ye almam. Net.

İlk günlerin inanılmaz mide bulandırıcı baskısını üzerimde hissetmeye başladım. Günler hiç geçmiyor, bir yandan inanılmaz sıcak vs. vs.. Bir de tabi ilk günler henüz sabit bir işimin olmamasın da etkisi büyük. Sağa git Burak sola git Burak, nizamiyeye git Burak, evrakları tabura götür Burak… neymiş oryantasyon süreciymiş.

Atış yaptıktan hemen sonra tahmin edeceksiniz ki nöbet tutmaya başladım. İlk günler onun da bir gerginliği vardı fakat zamanla alıştım.

Onbaşı Burak

Bize acemilikte söylenen usta birliğine gittiğinizde direk onbaşı, 2 hafta sonra da çavuş olacaksınız denmişti. Çünkü biz acemiliğimizi çavuş eğitimde yapmıştık. Ama sanırım her yerde aynı işlemiyor bu durum çünkü biz gittiğimizde hiç birimiz direk onbaşı olmadık. Onbaşılık sınavı oldu takriben 100 kişinin katıldığı sınavda 94 alarak 2. oldum.

Neyse yaklaşık 1 hafta gibi bir süre bu şekilde geçti ve bölük astsubayı beni gece devriyesi yaptı. “Devriye ne la?” diyecek arkadaşlar için geliyor; nöbet tutan askerleri nöbet yerine getirip akşam 18:00’dan sabah 06:00’ya kadar 2 saatte bir değiştiren, tüfeklerini NKM’de (Nöbet Kontrol Merkezi) doldur boşalt yaptıran bu tüfekleri silahlıkta muhafaza altında tutan geceleri bölükte komutan yerine geçen, afilli gibi görünüp aslında çokta numarası olmayan bir görev. Gündüzleri de istirahatli olup akşama kadar yatıyorsun. Kulağa hoş geliyor di mi? Bende öyle sanıyordum.

O sıcakta gündüz uyunamayacağını sonradan farkettik tabi.. yataktan kalktığımda terleme nedeniyle vücut şeklim olduğu gibi yatağa çıkmış oluyordu.. kaldı ki bu durum geceleri uyuyanlar (diğer askerler) için bile geçerliydi. Yani gece bile oluyorsa gündüzü varın siz düşünün.

İlk kavga

Aslında çok eğlenceli bir yapıya sahip olduğumu beni tanıyanlar az çok bilir ama laz damarımdan mıdır nedir bilinmez inanılmaz agresif tepkilerim de yok değil. Fakat bu tepkiler gerçekten damarıma basıldığında ortaya çıkıyor bunu biliyorum. Öyle durduk yere atarlanan, millete racon kesen birisi değilimdir. Bir gün yine devriye atıyorum.. 2 nöbetçiyi aldım götürüyorum kuleye diğer ikisini indireceğim. Kuleye geldik diğer 2 nöbetçiyi aldım gidiyoruz.. daha yeni gitmeye başlamıştık ki bir tanesiyle aramızda laf dalaşı başladı.. Sanırım bulunduğum konumla alakalı bir şeyler söylemişti herhalde tam hatırlamıyorum.. sonra bu dallama ağzını bozdu (bak yine sinirlendim) ve bana küfür etti. Kaldıramayacağım şeylerden biri de küfürdür ama nasıl olduysa orda insafa geldim ve “aynı lafı bir daha tekrar edersen kötü olur” gibisinden bir laf dedim beyfendi yedirememiş olacak ki tekrar küfür etti.. e tabi o anda insanlıktan çıktım. Gecenin karanlığında buna giriştim. Sonra diğer eleman ve yeni getirdiğim nöbetçiler bizi ayırdı, altımdan aldılar çocuğu. Neyseki bende fiziki bir hasar yoktu ama onda vardı.

Sonra tabi mecburen yine silahlığa kadar beraber gittik. Bunlar silahları koydu ben kapıyı kitledim bastım gittim sinirli bir şekilde bizim revire. Orda yaşı büyük bir asker vardı.. benden 2 yaş falan büyük çoluğu çocuğu var. Neyse uzatmıyım bunla dertleşiyoruz işte falan.. birden revirin telefonu çaldı, o eleman arıyor. Komutana şikayet edeceğimden korkmuş, “abi gel lütfen konuşalım, bak abi diyorum sana, yaptım bir hata kusura bakma” vs. vs.. Önce tersledim kapadım sonra bir daha aradı.. bende gittiğim koğuşların oraya geldi benle konuştu özür diledi falan konuyu kapattım bende. Zaten önceden de vukuatları varmış.. komutan “bir daha önüme kavgayla gelirsen seni oyarım” falan demiş. Tırsmasının nedeni de biraz bundan kaynaklanıyor.

Aradan geçen bir kaç günlük süre içerisinde 2 farklı komutan burnundaki şişliği sordu.. bende ne tesadüf yanındayım. Kavga ettik diyemedi, diyemez de çünkü her türlü ayvayı yer. Ranzaya vurdum falan demişti yanlış hatırlamıyorsam.. 

Kısa dönem askerlik yapacak arkadaşlara da burdan söylüyorum bu tarz durumlarda kesinlikle geri adım atmayın. Mahkemelik bir durum olsa bile biz yedek subay olarak yargılandığımızdan dolayı çoğu olayda üstünlük sağlarsınız. Yani kısa dönem ve ya yedek subay (asteğmen) olarak askerlik yapmanız farketmez. Mahkemeye çıktınız mı bütün üniversite mezunları yedek subaydır. Devlet burda bir nevi bizi koruma altına alıyor.

Kavgadan sonra tabi bölükte “haa adam cevap verebiliyormuş” mantalitesi yerleşti ama bu olayların bitmesini sağlamadı.

Cep telefonu

Tugaya geldiğimin 6. günü içerden birinden cep telefonu aldım. Kışla içerisinde bu tarz alışverişler her daim yapılıyor. Çoğu askerde cep telefonu vardı. Bu açıdan rahattık. Tabi yakalanırsanız sonuçlarına katlanmak şartıyla.

Ben internetsiz yapamayacağım için kendime bir android’li cep telefonu aldım. Öncelikle yoğun olarak kullandığım sosyal ağların app’lerini kurdum. Takip ettiğim web sitelerini bookmark’ladım ve telefonu iş görür hale getirdim. Askerlik süreci içerisinde gönderdiğim bütün fotoğrafları, güncellemeleri bu telefon üzerinden yaptım. Baya da işimi gördü.

Şarj benim açımdan hiç sıkıntı olmadı. Neden?

Gece devriyeliği yaparken koğuşa rahatça takabiliyordum.. bütün gece zaten ayaktaydım. Gecenin o saatinde de koğuşlara komutan gelmeyeceği için sıkıntı yoktu. Ayrıca koğuşun ve botluğun anahtarı bendeydi. İstediğim zaman botluğa takıp kapıyı kilitliyordum. Daha sonra aşağıda anlatacağım üzere eczaneye geçtiğimde ise çok daha rahat şarj etme olanağı buldum.

Uyku problemi

Gece devriyesi olduğum ve gündüzleri uyuduğum (uyumaya çalıştığım) için uyku düzensizliği başladı. O sıcakta uyunmuyor arkadaş.. koğuşta klima da yok. Sonra bir ara kıytırık bir vantilatör verdiler ama onun da kendine hayrı yoktu. Uyuyamıyordum ve bu ciddi anlamda bir sorundu. Gözler kan çanağı gibi geziyordum ortalıkta ve bu durum benim hiç hoşuma gitmiyordu.

Eczaneye geçiş

1 ay kadar bir süre gece devriyesi görevini yaptıktan sonra komutan tarafından eczaneye alındım. Aslında bu benim açımdan bir nevi terfi olmuştu. Gece uykusunun kıymetini eczaneye geçince anladım. Artık rahat uyuyabiliyordum. Rahat derken gece tutulan nöbetleri ve sabah kalkma saatinin 06:30 olduğunu unutmayalım.

Eczane bazı açılardan çok rahattı. Bir kere artık bir odam vardı ve anahtarı bendeydi. Mini buzdolabım ve klimam vardı. Bunlar öyle her askerin bulabileceği şeyler değil. Gerçi son 3 kalan falan buzdolabı eczaneden alındı.. akabinde ki günlerde klima da bozuldu.

Telefonumu çok rahat şarj edebiliyordum. Öğlen şarja takıyordum kapıyı kitleyip gidiyordum saat 14:00’a kadar yeterince doluyordu zaten. 

Eczanede ne yapıyordum?

Bölük komutanı ve diğer üsteğmen tarafından verilen reçeteler viziteciler aracılığıyla bana geliyordu. Bu ilaçların mevcut olanlarını verip deftere kayıt altına aldıktan sonra  alan kişiye imzalatıyordum. Böylece “ilacım verilmedi, ilacım gelmedi” vs gibi durumların önüne geçilmiş oluyordu.

Eğer ilaç elimizde mevcut değilse reçeteleri aynı gün içerisinde Mardin’de anlaşmalı eczanelere gönderiyordum. Nizamiyeye bıraktığımız reçeteleri eczaneden adam gelip alıyor ve ilaçları getirip tekrar nizamiyeye bırakıyordu.

Daha sonra bunları tekrar vizitecilere vermek için bölük bölük ayrılmış olan kutuların içine yerleştiriyordum. Ertesi gün gelen viziteci ilacını alıyor imzasını atıp gidiyor. İlaçların verilme aşaması böyle.. bunun yanında yaptığım görevler de vardı.

Bölük viziteciliği; bölükte viziteye çıkmak isteyenler (muayene olmak isteyenler) ile ilgileniyordum. Vizite defterine kayıt, karne ve kartekslerinin muhafazası vs.

Bölük ilaç takibi; Bizim bölükte kim hangi ilacı günde kaç kere kullanıyorsa bunun kaydını tutuyordum. Bu kişiler kullanacağı ilaçları gelip benden alıyordu. Çünkü hastalara ilaçların toplu halde verilmesi intihara teşebbüs edebileceği düşüncesiyle yasak. Bu diğer askerler içinde geçerli.

Diyarbakır Askeri Hastanesi sevklerine randevu alınması; Bu yazıldığında kolay gibi görünen ancak beni en çok yoran işlerden biriydi. DAH’a sevk olanların kayıtlarını aldıktan sonra hastaneyi arayarak tek tek hepsine randevu alıyordum. Tugaydaki insan sayısını düşündüğünüzde bunun ne demek olduğunu daha iyi anlarsınız. Bu işte istersem gıcık olduğum insanlara yokuş yapmak (işini yokuşa sürmek, ertelemek. bu tabir askerde çok kullanılır) benim elimdeydi ama nedense en sevmediğim adamın dahi işini en hızlı şekilde gerçekleştirdim. Sonuçta sağlık diyordum başka bir şeye benzemez. Buna rağmen bana sigara paketi alanlar, cop cop çekenler (yağ çekmek, genelde komutanlara yapılır) ve ya kendi işinin öncelikli halledilmesi karşılığında onun da bulunduğu konumda bana yardımcı olması gibi. Sen benim işimi gör ben seninkini göreyim hesabı.

İçtimaların verilmesi; sabahtan yatana kadar 4 kez içtimaya giriliyor ve bütün bunların sorumluluğu bana aitti. Bölükte kim nerde bilmek zorunda olduğum gibi bunu bir de içtima kağıdında resmi olarak komutana sunmak zorundaydım. Her içtimada verilen kağıtta yazanlar, görevli olanlar, hazır mevcut gibi sayıların tutması gerekiyordu.

Bu aslında basit gibi görünen bir diğer iş fakat ne kadar ciddiyete sahip olduğunu bir olayla anlatmak istiyorum.

Mardin Devlet Hastahanesine sevk edilen bölükten bir arkadaşımız firar etti. Nasıl olduysa dönüşte otobüste sayı tam olunca komutanda daha kontrol etmemiş ve tugayda iş ortaya çıktı. Normalde en geç saat 17:00’de askerler hastahane aracı ile tugaya giriş yapmış olur. Saat oldu 18:15 bizim adam ortalıkta yok. Ben içtimayı verip yemeğe gireceğiz. Akşam içtimasında düşülü (görevli) olan bir arkadaşımız o anda yemekhane tarafından geçiyordu bende sayı tam olsun diye bunu sıraya soktum. Ne bileyim ben adamın firar ettiğini? Sandım bi yerlerde takıldı heralde.. sonra hesabını verir bana.

Neyse efendim uzatmıyım, yemeği yedik çıktık falan acilen revirden çağrıldım. Bir de duydum ki bizim adam firar etmiş. Nereye kaçmış? Evine. Diyarbakırlı olduğu için evine gitmesi pekte uzun sürmemiş. Ee akşam içtimasında var gözüküyor bu adam? Burak gel buraya!

Komutanım ne bileyim adamın firar ettiğini, öyle olsa ben var gösterir miyim falan derken komutandan azarı yedik. Olmayan adamı var göstermekten az daha ayvayı yiyorduk. Sonuçta adama yardım etmekten bende suçlu durumuna düşüyorum. Gerçi yat içtimasında olmadığını görünce zaten yok diye tutanak tutacaktım ama işte akşam içtimasında var gösterdik. Bu olay da 7 gibi farkedildi.. yani ben adamı yaklaşık 1 saat kadar var göstermiş oldum. Neyse ki komutan beni seviyordu da akşam içtimasında yoktur diye tutanak tuttuk ve içtimayı yenilettik. Böylece konu benim açımdan kapanmış oldu. Eleman tabi bulundu, ertesi gün tugaya geri geldi. Yani 1 gün firar etmiş oldu, sonra cezasını çekti tabi.

Bu olaydan çıkaracağımız ders nedir? Fok balıkları çok yalnız. Değil tabi.. milyonda bir olacak ihtimali bile göz önünde bulundurarak yaptığın işin ciddiyetini bir an olsun bırakmamak.

Bölük çavuşluğu (Son 1 ay); Rütbe olarak çavuş olmasam da (başta da anlattığım gibi çavuş rütbesi verilmiyordu) bölüğün sorumluluğu bana verildi. Bütün olan bitenden haberdar olmak ve bunları içtimalarda komutanlara iletmek, mıntıka alanlarına adamları dağıtmak (mıntıka; kişilerin sorumlu olduğu temizlik alanları), bölük içi içtimaları vermek vs. vs.. En son 15 gün kala falan da çavuşların olması gerektiği nöbetten düştüm.

Takdir belgesi

Herhalde komutan revirde ne kadar yardırdığımın farkına varmış olacak ki bir gün bekleme odasının önünden geçerken beni çağırdı ve gayet tok bir sesle şöyle dedi;

Komutan: Burak git yazıcıya söyle sana bi takdir belgesi çıkartsın.
Ben: Estf. komutanım.
Komutan: Lan onbaşı ne diyorsam onu yap!
Ben: Emredersiniz komutanım.

Bu benim için bir şerefti. Bu vatana hizmet ettiğimin bir kanıtıydı. Tıpkı bunun gibi;

Özlem

Artık git gide artan bu duygu sizi bunaltan şeylerin başında geliyor.. hele ki çarşıya bile çıkamadığınız (internete girip sevdiklerinizi göremediğiniz) ve askerden başka bir şey olmayan bir ortamda insan sevdiklerinin kıymetini bir başka anlıyor. Onlarla geçirdiğiniz vakitleri düşünmeye başlıyorsunuz.. çok zor gerçekten.

Titanic by Enya on Grooveshark

Son günler

Çavuşluğun ve son günlerin vermiş olduğu rahatlıkla beraber artık askerliğin biteceğine inanmaya başladım. Başlarda emin olun bitmeyecekmiş gibi geliyor, bunu gidince anlayacaksınız.

Artık özlediğiniz insanlara kavuşmanın ve sivil hayattaki rahatlığın tadını iple çekmeye başlıyorsunuz. O havaalanına geldiğim gün yok mu..

Bunlar kelimelerle ifade edilecek şeyler değil.

Bir şekilde hepinizin geçeceği bu süreçten bende bir şekilde geçtim. Hayatımda önemli bir dönüm noktasıydı.. artık ileriyi daha net görebiliyorum.

Askerlik ile ilgili bütün fotoğraflarıma şuradan,diğer durum güncellemelerine ise facebook profilimden ulaşabilirsiniz.

Ne dağıtım izni ne diğer izinlerim hiç bir şey kullanmadığım için askerliğim 16 Eylül 2012 tarihinde sona erdi.

Askerde güzel günlerim de oldu fakat bunu diğer günlere oranladığımda çok düşük bir yüzdeye sahip oluyor. Her türlüsü zor olan bir şey bu askerlik. Nerde ve ne şekilde yaptığının hiç bir kıymeti yok. O kapıdan içeri girdin mi her yer aynı.

En iyi askerlik bitmiş askerliktir.

  1. mackrulz reblogged this from burakveaskerlik
  2. burakveaskerlik posted this